Göç, insan topluluklarının var oluşundan itibaren süreklilik gösteren en temel hareketlilik biçimlerinden biri olarak yalnızca mekân değiştirme eylemini değil, aynı zamanda toplumların dönüşümünü, ekonomik yapıların yeniden şekillenmesini ve siyasal düzenlerin yeniden tanımlanmasını da beraberinde getiren çok katmanlı bir olguyu ifade eder. İnsanlık tarihinin her döneminde farklı biçimlerde ortaya çıkan göç hareketleri, kimi zaman hayatta kalma mücadelesinin doğal bir sonucu olarak, kimi zaman yeni fırsatlara ulaşma isteğinin bir yansıması şeklinde, kimi zaman da savaş, zorunlu yerinden edilme veya politik baskıların kaçınılmaz bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle göç, tarihin her aşamasında değişen dünya koşullarına bağlı olarak yeni anlamlar kazanmış; toplumsal yapıları, ekonomik dengeleri ve siyasal ilişkileri derinden etkileyen bir unsur hâline gelmiştir.
