Küresel ekonomi, yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde köklü bir dönüşüm sürecinden geçti. Üretim merkezleri batıdan doğuya kayarken, bu değişimin kalbinde Çin’in yükselişi yer aldı. Türkiye gibi dışa açık, üretim yapısı ithal ara girdilere dayalı bir ekonomi için bu yükseliş, hem fırsatlar hem de yönetilmesi gereken yeni stratejik kırılganlıklar doğurdu.
