Mitolojiden Hikâyeye ismini kullanırken nasıl bir kavramsal inkırazın içine kendimizi attığımızın farkındayız. Ama uzaktan, ama örtük, ama pek fazla da dokunmadan bu eserde yüzümüzü, insanlık tarihinin en köklü anlatılarına, yani mitlerden gücünü örüntülü şekilde alan gelenek, masal ve hikâyenin dünyasına çeviriyoruz. Ege’nin serin sularından yükselen ve yüzyıllardır sönmeyen bir meşale gibi insanlığın yolunu önemli ölçüde aydınlatan Yunan mitolojisi, sadece tozlu raflarda kalan birer hikâye değil bugün hala edebiyat ve sanatın kalbinde yer alan önemli bir damardır. Bir heykelin kıvrımında, bir tablonun renk paletinde ya da modern bir hikâyenin satır aralarında karşılaştığımız o kadim ruh, bize değişmeyeni anlatır. İnsanı insan yapan duyguların, tutkuların, kıskançlıkların, fedakârlıkların ve en önemlisi o amansız aşkın izlerinin haberlerini getirir. Kuşaktan kuşağa aktarılan bu gelenek, durağan bir miras değildir. Aksine her sanatçı bu mirası kendi süzgecinden geçirerek yeniden yorumlar. Bizler de bu eserde söz konusu bütün yetkin geleneği çok farklı nazariyelerle ele alan üç ayrı çalışmaya yer verdik.
